
Secdeleri yarınlara bıraktınız
Çekingen tutuk isyanlı
Bütün yakınlarınız Rabbiniz
Sizi hep dergahına çağırdı
bitmeyen mazeretleriniz yüzünden,
Siz böyle olsun istemezdiniz elestte
Bir ezan sesi ,bir damla göz yaşı
Bir kuş sesi bile anlatmaya yeterken her şeyi
kalbinizi dolduran dualar
kalbinizde tutuklu kaldı.
Siz hep geniş zamanlar umuyordunuz.
Çirkin geliyordu size dar vakitler
Çetindi size göre dünya meşguliyetinde kulluk.
Nasıl olsa yaşlanınca caminin yolunu tutardınız.
Bol vakitleriniz olacaktı ilerde Allah ,gafurdu rahimdi.
Yılların telaşlarla,gafletle bu kadar çabuk geçeceği ,
Aklınıza gelmezdi.
hastalık ,güçsüzlük ani ölümü kendinize yakıştıramazdınız.
gizli bahçenizde açan dua çiçekleriniz vardı
Gecelerde ve yalnız
Kalkmaya yine üşendiniz
Yahut artık gerçekten vakit kalmadı.
Ayaktayken uyudunuz, oturarak uyudunuz,
Gecelerdeyse hep uyudunuz.
Ta ki ölüm meleği uyandırana dek
Bir musalla taşında son namazınız gibi kılın artık
Ya da seni mezara koydukları
Yüzünü kıbleye çevirdikleri lahitte,
Artık hep kıbledesiniz şimdi ama geçmiş ola
Işık yok, hesap var amel yok, ne yazık ki
Ellerimiz boş mahcubuz.
Müzeyyen Cihangiroğlu
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Sen İstanbul olsaydın;
Ben, sende konacak bir dal bulamayan martı gibi
çığlık çığlığa atardım kendimi denizlere!
Sen İstanbul olsaydın...
Sen İstanbul olsaydın, aşka doğru...
Bürünüp sevda rengine,
dursaydın gurubun önünde akşam vakitlerinde.
Ve ben...
Bense bir güneş gibi yakmaya gelirken seni;
saplansaydım kirpiklerine, tam kalbimden...
Düşseydim ufkuna, kan-revan içinde! ..
Sen İstanbul olsaydın,
ve sorsaydın halimi kanatsız güvercinlere!
Sen İstanbul olsaydın;
Ve zindânım olsaydın! ..
Sen İstanbul olsaydın;
Saçların, Ekim’in yirmialtısındaki çınar yaprakları tonunda...
Ve gözlerin Marmara Denizi renginde olurdu, değil mi?
Ve sen İstanbul olsaydın;
Bir pembe ibrişim gibi akardın gönlüme doğru.
Değil mi? ..
Sen İstanbul olsaydın;
Henüz gözden deryalar, güllerden kan damlamadan! ..
Ve bilip dağlardan kalyonlar geçireceğimi;
önüme surlar dikmeden ve yoluma zincirler çekmeden...
O ilk... Altından güllem, düştüğünde tam kalbinin üstüne, açardın bana kapılarını, değil mi;
Sen İstanbul olsaydın? ..
Sen İstanbul olsaydın;
Bir beyaz güvercinin,
şahbazdan korkuşu gibi ürkerdin benden...
Sen, İstanbul olsaydın...
Ama sorsaydın halimi de, kanatsız güvercinlerden!
Sen İstanbul olsaydın;
Ve zindânım olsaydın! ..
Muammer Erkul
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Farzet
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Muhteşem bir hazine olan ve adeta küçük bir Ramazan gibi ihya edilmesi
gereken Zilhicce'nin ilk on günü bu akşam başlıyor. Zilhiccenin ilk on
gününü oruç ve ibadetle geçirmek büyük sevaplara vesile oluyor.
İlahiyatçı-Yazar Cemil Tokpınar, Zilhicce'nin önemini ve nasıl idrak edileceğini kaleme aldı.
Muhteşem bir fırsat: Zilhicce'nin ilk on günü
Ramazanın
yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesinden sonra artar
ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve
mağfiret ayı bitmekte, bire bin verilen geceler veda etmektedir.
Maneviyata duyarlı nice mü’min gözyaşı döker, hatta bayramı buruk
geçirir.
Şevval ayında tutulan altı oruç acılı yüreklerimizi
bir derece teskin eder. Sanki Ramazanın küçük bir uzantısını yaşarız.
Kurban Bayramından önceki Zilhicce’nin ilk on günü ise, Ramazandaki bol
sevaplı ve çok feyizli ibadetlerden ayrılan mahzun gönüllerimize âdeta
bir “teselli armağanı”dır. “Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da
“Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize
muhteşem bir fırsattır bu on gece.
Kur’an-ı Kerim’de Fecr
Suresinin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen
bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla
bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya
Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu
kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce
ayının ilk on günü olduğudur. Bu seneki takvime göre bu on gün 18-27
Kasım tarihleri arasıdır.
Kamerî ayların 12’ncisi olan
Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine
getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın
yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi
“leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. 10. gün Kurban Bayramı’nın
ilk günüdür.
İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:
“Allah'a
ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli
günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca,
her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi:
Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)
Demek ki, bugünlerde tutulan bir
oruç, 360 gün oruca bedeldir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar
coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir.
Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin
Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir
Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.
Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:
“Allah
indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi
yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!”
(Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)
Tesbih, sübhanellah; tahmid,
elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber
demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde
olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar
büyük sevap olduğunu anlayabiliriz.
Yukarıdaki hadisi destekleyen
şöyle bir rivayet daha vardır: “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda
yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli
ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun…” (Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm:
52)
İbni Abbas'ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
—
Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce'nin ilk on
günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka
günler yoktur.
Sahabeler, sordular:
— Yâ Resulallah, Allah yolunda cihad da mı?
Resulullah (s.a.v.) cevap verdi:
—
Evet, Allah yolunda cihad da. Meğer ki bir adam canıyla ve malıyla
cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez
olursa, o başka. (İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)
Buna göre, cihada çıkıp malını feda edip kendisi de şehit olan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir.
Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.
Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına kefaret olur.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)
Hz.
Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.)
huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine
su dökülüyordu. Abdurrahman ona:
—Orucunu boz, dedi. Hz. Aişe:
—
Resulüllahın (s.a.v.), “Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki
senenin günahlarına kefaret olur” dediğini işittiğim halde iftar mı
edeyim, dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)
“Kefaret olur”,
günahları örter, affettirir, demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah
denizinde yüzen ahir zaman Müslümanları için bundan daha büyük bir
müjde olabilir mi? İşte af ve mağfiret fırsatı!
Başka bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle demiştir:
— Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460)
Demek ki, bir günlük arefe orucu, üç yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına denktir.
Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır:
—
Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde
olduğu kadar insan cehennemden âzâd olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya
ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allâh’tan bir şey isterse, Allâh
onun dileğini karşılar.
Yine konuyla ilgili bir hadis şöyledir:
“Arefe
gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teâla o gün, yer ehli
ile meleklere karşı övünür ve (Arafat’taki hacıları kast ederek) şöyle
buyurur:
— Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz
toprak içinde her uzak ilden bana geldiler. Bu halleri ile onlar,
rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar. Şahit olunuz,
onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.
Melekler derler ki:
— Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.
Allahü Teâla şöyle buyurur:
— Onları da bağışladım.
Arefe günü olduğu kadar, hiçbir gün cehennemden daha çok azad edilen olmaz.”
Bu
arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce'nin ilk on
gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce'nin onuncu günü
Kurban Bayramının birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir;
ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramından
önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramının gecesi
dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.
Ayrıca Zilhicce'nin
sekizinci gününe “terviye günü” dokuzuncusuna “Arefe günü”; Kurban
bayramı gününe (onuncu güne) “nahr=kurban günü”, ondan sonraki üç güne
de “teşrik günleri” denilmiştir.
Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?
Her
şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit
namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların
yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha
bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup
zamanımızı Kur’an, istiğfar, salâvat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz.
Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin,
teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.
Hatta
affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki
Ramazanın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler,
hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle
geçirmelidirler. On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram
gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.
Arefe günü bin
İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve
kibriyanın tam hissedilip ilân edildiği gündür. Bunun için Arefe
gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi
namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek
vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek
büyük sevaptır.
Bugünlerde milyonlarca mü’min haccetmek için
mukaddes topraklara gitmiş, kimi Kâbe’yi tavaf ediyor, kimi ağlayarak
dua ediyor, kimi Medine’de Ravza-yı Mutahharada gözyaşı döküyor, kimi
zikir ve dua ile sa’y ediyor, kimi Makam-ı İbrahim’de gözyaşıyla namaz
kılıyor, kimi Mültezem’de af için yalvarıyor… Hepsi kendileri ve
mü’minler için af, mağfiret, rıza, tevfik ve hidayet istiyor. Arefe
günü ise, hepsi Arafat’a gelmiş, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk”
sadalarıyla asumanı inletiyor, gözyaşıyla kıldıkları namaz ve ettikleri
dua ile Rabbimizin rahmetine sığınıyor.
İşte kendimizi hayalen
hacda hissetmek, onları izleyerek kendimizi onların içinde saymak
yoluyla manevî bir hâl kazanabiliriz. İnşallah dua ve ibadetlerimizin
hacıların yaptıkları ubudiyete dahil olmasını ümit ederek ibadet
edelim.
Şunu da unutmayalım ki, hadislerde verilen müjdelere nail
olmak için o günleri nicelik ve nitelik olarak en üst seviyede
değerlendirmemiz gerekir. Böylece bambaşka bir hâlete bürünür, ibadetin
hazzını yaşar, inşallah Kurban bayramına affedilmiş olarak girebiliriz.
On Günlük İhyanın Püf Noktaları
Birçok
insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin
içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine
zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama
etkili tavsiyelere dikkat edin:
1.Bu yılki miladî takvime göre, 29
Kasım - 8 Aralık arasına rastlayan Zilhicce’nin ilk on gününü
ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.
2.Bu on gün
içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak
durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.
3.Seçici
olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen
işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir
titiz olun.
4.Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki,
ibadet ve zikirden geri kalmayın. Ameliyat ve uzun tedavileri bugünlere
denk getirmeyin.
5.Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i’tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin.
6.Öğrenci,
memur, işçi gibi belirli bir uğraşınız varsa, mümkün olduğu kadar izin
ya da tatil günlerinde oruç ve ibadete ağırlık verin.
7.İş, okul
vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki “ölü zamanları”
değerlendirin. Bunlardan kastımız, iş ve okula gidip gelirken,
teneffüs, sıra bekleme gibi durumlardaki boş zamanlardır. Bu zamanları
Kur’an, salavat, dua, istiğfar ve zikirle değerlendirin.
8.Yanınızda sürekli küçük ebatlı bir Kur’an veya bir evrad kitabı taşıyın. Boş zamanlarda birkaç sayfa bile okusanız kârdır.
9.Kur’an okumasını bilmeseniz bile, ezberinizde olan sureleri defalarca okumanız büyük sevaptır.
10.Bu on gecede daha az uykuyla idare edin ve uykunuzu kaçıracak çay, kahve gibi içecekleri daha çok tüketin.
11.On
günün tümünde oruçlu olamadıysanız fırsat bulduğunuz gün Cuma’ya denk
gelse bile yine oruç tutun. Çünkü, başka günlerde tutmaya imkanı olduğu
halde Cuma günü tutmak mekruhtur. Öyle bile olsa, mekruh sevabından
biraz eksilir demektir, yoksa hiç tutmayan zaten hiç sevap kazanmamış
olur.
12.Zaman kazanmak için bayramlık ve kurbanlık alış verişini önceden yapmaya çalışın.
Risale HaberKalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
|
|
Cep kullanımı ile beyin tümörü bağlantısı konusunda Dünya Sağlık Örgütü tarafından 13 ülkede yapılan araştırmanın açıklanmasına sayılı günler kaldı. İşte korkulan sonuçlar: |
|
|
Cep kullanımı ile beyin tümörü bağlantısı konusunda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 13 ülkede yapılan araştırmanın açıklanmasına sayılı günler kaldı. Times gazetesine göre bazı ülkelerde çok ciddi risk artışı tespit edildi. Son noktayı WHO uzmanları koyacak.Cep telefonu henüz hayatımızda 25 yıldır var olan bir teknolojik icat. Hatta Türkiye’de Turkcell ve Telsim’in kuruluşu 1994’e dayanıyor. Yani bizim için sadece 15 yıllık bir tarihi var. İlk yıllarında da hem cihazların hem de konuşma ücretlerinin pahalılığı nedeniyle herkesin erişebildiği bir teknoloji değildi. Bugün ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu verilerine göre, Türkiye’de sabit telefonda 17.6 milyon olan abone sayısı, mobilde yani cep telefonunda 65.7 milyona ulaştı. SMS, MMS, İnternet, 3G derken abone sayısı ve cep telefonuna bağımlılık her geçen gün çok büyük bir hızla artıyor. Ancak bir yandan da cep telefonunun sağlığa zararı konusunda iddialar korkutucu boyutlara ulaşmış durumda. Bilim adamlarının elinde, uzun süreli cep kullanımının etkileri konusunda inceleme yapabilecekleri denek grupları çok sınırlı. İşte bu nedenle sık sık sigara-cep telefonu benzetmesi yapılıyor. İlk çıktığı zamanlarda sağlığa faydalı olduğu hatta nefesi açtığı söylenen ve reklamları da bu şekilde yapılan sigaranın daha sonra kanserojen olduğu ortaya çıkmıştı. Şimdi cep telefonunu çok masum bir icat olarak gösteren araştırmaların da ileride bilim dünyasının acı bir tebessümle bakacağı belgeler olmasından korkuluyor. Nihai karar çıkacak İşte bu konudaki nihai kararı ise dünyanın bir numaralı sağlık otoritesi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) verecek. WHO’nun dünya genelindeki 13 ülkede yaptırdığı tarihin en büyük cep telefonu sağlığı araştırmasının sonuçları önümüzdeki haftalarda açıklanacak. Ancak tüm bilim dünyasının ilgiyle izlediği araştırmadan ilk bilgiler basına sızmaya başladı bile. Times gazetesinin haberine göre sayısı konusunda kesin bilgi verilmese de 13 ülkeden bazılarında sık cep telefonu kullanımı ile beyin tümörü oluşumu konusunda ciddi verilere ulaşıldı. İngiltere’nin de aralarında olduğu bazı ülkelerde ise bağlantı saptanamadı. İşte bu çelişkili sonuçlar nedeniyle karar WHO’nun bilim kuruluna düşecek. 1 santim sizi kurtarır Dünyanın önde gelen bilim adamları değişik ülkelerdeki bu değişik verileri değerlendirerek cep telefonu kullanımı konusunda bilim dünyası tarafından referans olarak kabul edilecek kararlarını açıklayacaklar. Bu kararın ya önümüzdeki hafta ya da ondan sonraki hafta çıkması bekleniyor. Ancak bu karar öncesinde ABD’li ve Güney Koreli bilim adamları tarafından ortak yapılan bir araştırma Journal of Clinical Oncology bilim dergisinde yayınlandı ve endişe uyandırdı. Bilim adamları özellikle 10 yıllık cep telefonu kullanımı sonucunda beyin tümörü oluşumu riskinin arttığını kesin olarak tespit ettiklerini açıkladı. WHO’nun kararı öncesinde cep güvenliği araştırmalarını değerlendiren Bristol Üniversitesi profesörü Alan Preece, “10 yıldan bu yana elektromanyetik dalgaların insan sağlığı üzerindeki etkisini inceliyorum. Cep telefonunun yaydığı radyasyonun tümör oluşumuna yol açmayacağı tezinin dayanağı yok” ifadesini kullandı ve tüketicileri cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik dalgayı belirten SAR seviyesi düşük cihazları tercih etmelerini önerdi. Profesör Preece’in en önemli uyarısı ise şu: “Cep’le konuşurken telefonu kulağınıza dayamak yerine 1 santim uzak tutarsanız beynin etkilenme riski 10 kat hafiflemiş olur.” Telefon tutulan kulakta tümör riski %120 artıyor Cep telefonu ve tümör oluşumu konusunda WHO’nun vereceği karardan önce en kapsamlı araştırma Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi (CIRC) tarafından yapıldı. Le Soir gazetesinin geçtiğimiz yıl, “Cep telefonu kanser yapıyor” manşetiyle verdiği habere göre CIRC’nin 13 ülkede yaptığı çalışma bu konudaki bilimsel verilerin “oldukça endişe verici” olduğunu gösterdi. Buna göre 10 yıl ve üzeri süreyle cep telefonu kullanan kişiler için kansere yakalanma olasılığı büyük miktarda artıyor. Yaygın 4 kanser türü içinde özellikle beyin kanseri konusunda somut verilere ulaşıldı. Uzmanlar, telefonun kulağa götürüldüğü tarafta tümör oluşma riskinin yüzde 120’ye varan oranlarda yükseldiğini belirledi. Yine geçtiğimiz yıl Amerika’nın önde gelen 3 beyin cerrahı CNN’de Larry King Show’a konuk olarak “cep telefonu sigaradan daha zararlı olabilir. Cep telefonu kullanan 3 milyar kişi büyük risk altında” uyarısını yaptı. Asbest-sigara örneği 2007 yılında kanser konusunda uzman 19 onkolog Fransız Journal du Dumanche gazetesine iki tam sayfalık açıklamada “cep tehlikesine dikkat” çağrısı yaptı. Fransız onkolog Thierry Bouillet, “Bugün, 50 yıl önce asbest ve sigara için oluşan durumun aynısıyla karşı karşıyayız. Ya hiçbir şey yapmayacağız ve riski kabul edeceğiz ya da endişe verici bazı bilimsel kanıtları kabulleneceğiz” dedi. İsveçli bilim adamları tarafından yapılan ve “10 yıl sonunda beynin cep telefonu kullanılan tarafında tümör oluşma riski 2 kat artıyor” sonucuna varılan araştırmayı not etti. Ceplerin karnesi Ceplerin yaydığı radyasyon SAR seviyesi denilen bir sayısal veri ile ölçülüyor. SAR seviyesi 2 ve altındaki cihazlar güvenli kabul ediliyor. Ancak 2’ye yakın cihazlar riskli diye nitelendiriliyor. Yüksek radyasyon * Sony-Ericsson Satio: 1.58 W/kg * LG Crystal GD900: 1.47 W/kg * Nokia 1661: 1.38 W/kg * BlackBerry Bold 9700: 1.36 W/kg * HTC Tattoo: 1.25 W/kg Orta radyasyon * Apple iPhone 3GS: 1.1 W/kg * Nokia 6303: 1.15 W/kg * Cookie KP500: 1.02 W/kg * Nokia 5800 0.97 W/kg * Samsung Genio Touch: 2.75 W/kg * Samsung ToccoLite: 0.54 W/kg * Samsung Jet: 0.52 W/kg Düşük radyasyon * Motorola Aura R1: 0.32 W/kg * BlackBerry 8700g: 0.24 W/kg * Samsung SGH-F210 0.2 W/kg * Samsung SGH-G800: 0.19 W/kg * Samsung SHG-X830: 0.119 W/kg Zararı böyle araştırılıyor Cep telefonunun insan vücuduna etkileri ABD’deki Cetecom adlı laboratuvarda inceleniyor. Burada uzun süre cep’i kulakta tutmanın yarattığı manyetik etkilerin yanısıra telefonu tutuş tarzından kaynaklanan eklem sorunları da inceleniyor. Bu etkilerin incelenmesi için kullanılan insana çok yakın bir dokuya sahip mankenler bilgisayara bağlı olarak sürekli izleniyor. Değişik telefonların sıcaklık ve radyasyon etkileri listeleniyor. KONUŞMAYAN VE KONUŞAN Cep telefonundan yayılan sinyaller, beyin hücrelerindeki moleküllerde fiziksel bir değişim yaratmıyor ancak tireşime sebep oluyor. Bu titreşim de telefonun tutulduğu kulak ve çevresinde ısınmaya bağlı olarak kendini belli ediyor. Bilim adamları bu titreşimlerin zararı konusunda henüz kesin bir bilgiye sahip değil. ÇOCUK BEYNİNİ BÖYLE ETKİLİYOR Cep telefonu tarafından yayılan elektromanyetik dalgaların çocukları nasıl etkilediği MR görüntüleriyle de belirlendi. 5 yaşındaki bir çocuk cep telefonuyla konuştuğunda beyninin çok büyük bir kısmı dalgaya maruz kalırken, 10 yaşındaki bir çocukta bu etkinin yarısı, yetişkin bir insanda ise çok sınırlı etki görülüyor. DİPNOT 13-19 yaş arası gençler ayda ortalama 2 bin 600 dakika cep telefonuyla konuşuyor. Vatan |
![]()
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
KATAGORİLER
Son Yazılarım
ONLİNE
Arkadaşlarım
SOHBET KÖŞESİ